Ne geçmişe aitiz ne bugüne uyuyoruz.
Kendimizden şüphe eder hale geldik, aynaya bakıyoruz ama gördüğümüz şey bize ait mi emin olamıyoruz.
Kendimize yabancılaştık.
Bizi doğurana saygımız kalmadı.
Bizim doğurduğumuza sabrımız yok.
Birlikte yaşadıklarımıza tahammül edemiyoruz, en yakınımızdakilere bile güvenemiyoruz.
Aynı masada oturuyoruz ama aynı dünyada değiliz.
Herkes var.
Ama kimse gerçekten orada değil.
Asıl mesele insanın sahici olanla taklit olanı ayırt edemez hale gelmesidir.
Çakma bir ürünü orijinaliyle karıştıran bir bilinç, değeri de hakikati de ayırt edemez.
İnsan yaşadığı hayatla sergilediği görüntüyü birbirine katmış.
Gerçek benliğini sanal temsillerin altında kaybetmiştir.
Bu yüzden insan artık hayatın içinde değil.
Hayatın taklidinde dolaşmaktadır.
Bazı zihinlerde kaypaklık bir zaaf olarak görülmez, normalleşmiştir.
Doyumsuzluk bir hastalık değildir, sistemin bilinçli olarak beslediği bir alışkanlıktır.
İnsan yetinmeyi unuttuğu için değil, yetinirse durmak zorunda kalacağı için doymaz.
Sürekli daha fazlasını ister.
Ama neyi istediğini de artık bilmez.
Böyle bir zihin derinlik üretemez.
Sadece tüketir.
Daha vahimi şudur.
İnsan artık yalnızca çakma ile orijinali değil,
iyi insanla kötü insanı da ayırt edemez hale gelmiştir.
En küçük bir zarar gördüğünde ya da işine gelmeyen en ufak bir gelişmede,
niyete bakmadan hüküm vermektedir.
Oysa insanın gerçek kalitesi sonuçla değil, niyetle ölçülür.
Kâr da zarar da geçicidir, niyet kalıcıdır.
Niyet insanın ahlaki ağırlığını, sahiciliğini ve karakterini belirler.
Sonuca bakarak karar veren bir bilinç adalet üretemez.
Sadece öfke üretir.
İnsan inandığı şeyle değil,
inancını davranışa dönüştürebildiği ölçüde değerlidir.
Müslüman abdestini alır, secdeye varır, dua eder.
O an kendini doğru tarafta hisseder.
Ama ibadet bittiğinde niyet aynı kalmıyorsa,
hırs, öfke ve çıkar yeniden yön vermeye başlıyorsa,
orada iyilik yoktur, sadece bir rahatlama vardır.
Aynı durum Hristiyan için de,
başka bir inanca mensup olan için de geçerlidir.
Çünkü mesele din değildir.
Mesele inancı bir ritüel olarak yaşayıp,
niyeti günlük hayatta terk etmektir.
İyilik bir anlık arınma değildir.
İyilik ibadetten sonra da sürebilen bir haldir.
Niyeti ibadetle sınırlı kalan insan,
kendini iyi sanır ama iyi olmaz.
İnsan kendini ibadetle temize çıkardığını zanneder.
Oysa niyeti ve davranışı değişmiyorsa,
bu sadece çakma bir iyiliktir.
İnsan kendine yalan söylemeyi bıraktığı anda değişmeye başlar.
Modern düzen bireyi düşünmeye değil,
tepki vermeye alıştırmıştır.
İnsan öznesi olduğu hayatın dışına itilmiş,
seyreden, konuşan ama sorumluluk almayan
bir figüre dönüştürülmüştür.
Anlamın yerini hız almıştır.
Derinliğin yerini görünürlük.
Bu yüzden insan kendisini kaybolmuş hissetmektedir.
Çünkü gerçekten tutunabileceği bir yer kalmamıştır.
İnsan kendisi olmaya cesaret edemediği yerde insan olmaktan çıkar.
ÇETİN AY
Bwa Başkanı
ulusalbasinajansi.com web sitesinde yayınlanan haber, resim, bilgi, belge, metin, video niteliğindeki tüm yazılaı ve görsel eserler Türkiye Cumhuriyeti Yasalarına tamamen uygun olarak yayınlanmaktadır. TC 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun telif haklarına ilişkin hükümlerine ve AB Fikri Mülkiyet Hukukuna göre Ulusal Basın Ajansı'.com'un yazılı izni olmadıkça hiçbir kimse, yayıncı ve kuruluş, herhangi bir eserin tamamını veya bir kısmını yayınlayamaz, çoğaltamaz, alıntı yapamaz